Mehmet Özcan: “Nükleer Sektör, Türk Sanayisi İçin Uzun Vadeli Bir Dönüşüm Fırsatı Sunuyor” - ASO NÜKSAK

Mehmet Özcan: “Nükleer Sektör, Türk Sanayisi İçin Uzun Vadeli Bir Dönüşüm Fırsatı Sunuyor”

NİSAN 2026


Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinde 5,5 yıl Lisanslama ve İzinler Bölüm Müdürü olarak görev yapan Mehmet Özcan, nükleer projelerin yalnızca bir enerji yatırımı değil, Türk sanayisi için uzun vadeli bir dönüşüm fırsatı olduğunu söylüyor. Özcan ile yerli tedarik zincirinin bugününü, nükleerde kalitenin neden farklı işlediğini ve firmaların bugünden atması gereken adımları konuştuk.

Akkuyu projesindeki görev ve tecrübelerinizden bahseder misiniz?

Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesinde yaklaşık 5,5 yıl boyunca Lisanslama ve İzinler Bölüm Müdürü olarak görev yaptım. Bu süreçte yalnızca lisanslama ve kamu kurumlarıyla ilişkilerin yönetiminde değil, yerli sanayinin nükleer tedarik zincirine entegrasyonunu amaçlayan lokalizasyon çalışmalarında da aktif rol aldım.

Türk firmalarının projelerde yer alabilmesi için gerekli teknik, kalite ve mevzuat gerekliliklerinin değerlendirilmesi, Türk standartları ile Rus GOST standartlarının karşılaştırılması, Nükleer Düzenleme Kurumu tarafından yürütülen imalatçı onay süreçlerine destek verilmesi ve yerli firmalarla teknik çalışma gruplarının koordinasyonu doğrudan sorumluluk alanımdaydı.

Bu kapsamda çelik, kablo, mekanik ekipman ve yapı malzemeleri gibi alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda Türk firmasıyla çalıştım. Ankara Sanayi Odası (ASO), İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve çeşitli sektörel platformların etkinliklerinde sanayicilere yönelik çok sayıda bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdim. Böylece yerli sanayinin güçlü yönlerini ve karşılaştığı zorlukları sahada birebir gözlemleme imkânım oldu.

En önemli gözlemlerimden biri şu: Türk sanayisi teknik kabiliyet açısından birçok alanda gerekli yetkinliğe sahip. Ancak nükleer sektörün talep ettiği kalite kültürü, izlenebilirlik, dokümantasyon ve sertifikasyon süreçlerine uyum konusunda ilave hazırlıklar gerekiyor. Doğru yönlendirme yapıldığında ise Türk firmalarının bu zincirde uluslararası ölçekte rekabet edebildiğini bizzat gördüm.

Türkiye’de nükleer santral projeleri Türk sanayisi için neden önemli?

Nükleer enerji yatırımları, enerji sektörünün ötesinde sanayimiz açısından stratejik bir fırsat alanı oluşturuyor. Akkuyu ile birlikte ülkemizde ilk kez büyük ölçekli bir nükleer tedarik zinciri oluşmaya başladı. Ancak konu yalnızca Akkuyu’dan ibaret değil; önümüzdeki dönemde planlanan yeni santral projeleri ve Küçük Modüler Reaktör uygulamaları yerli sanayi için yeni iş ve yatırım fırsatları yaratacak.

Bu nedenle firmalarımızın nükleer sektörü sadece bir enerji yatırımı olarak değil, uzun vadeli bir sanayi dönüşümü ve ihracat fırsatı olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kalite altyapısına ve kurumsal yetkinliklere bugünden yatırım yapan firmalar, gelecekte oluşacak tedarik zincirlerinde önemli avantaj elde edecek.

Akkuyu’da yerli tedarik gerçekten var mı?

Evet, var. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından paylaşılan güncel verilere göre bugün itibarıyla Akkuyu’da 300’den fazla yerli firma; inşaat, malzeme ve ekipman tedariki ile test, sertifikasyon ve mühendislik hizmetlerinde görev alıyor ve yerlileştirme hacmi yaklaşık 12 milyar ABD doları seviyesine ulaşmış durumda. Ankara Sanayi Odası’nın değerlendirmelerinde ise projedeki yerlilik oranının %55 seviyesine yaklaştığı ifade ediliyor.

Yerli katkı özellikle çelik ürünler, kablo, izolasyon malzemeleri, boya, çimento, agrega, boru, kutu profil ve bağlantı elemanları gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Vatan Kablo, İÇDAŞ ve Kuroman gibi firmalar bu kapsamda sıklıkla örnek gösteriliyor.

Buradan çıkarılması gereken sonuç şu: Nükleer projeler yalnızca reaktör teknolojisinden ibaret değil. Kablodan civataya, çimentodan çelik konstrüksiyona kadar çok geniş bir yelpazede yerli sanayiye ihtiyaç duyuluyor.

Nükleer projelerde yalnızca büyük ölçekli teknoloji şirketlerine değil; kablodan civataya kadar binlerce farklı ürün grubunda yerli sanayiye de ihtiyaç duyuluyor.

Yerli firmalar nükleer tedarik zincirine nasıl giriyor?

Tedarikçi olmak için öncelikle bir ön değerlendirme sürecinden geçmek gerekiyor. Firmalardan ticaret sicil belgeleri, faaliyet geçmişi, kalite belgeleri, resmî izinler, kapasite bilgileri ve finansal yeterliliklerine ilişkin dokümanlar talep ediliyor.

Özellikle firmanın üretici mi yoksa yalnızca ticaret yapan bir kuruluş mu olduğu, ISO, CE ve TSE sertifikalarının güncelliği, çevre ve üretim izinleri ile kurumsal yapısı detaylı şekilde inceleniyor.

Burada kritik nokta şu: Nükleer projelerde yalnızca ürün değil, firmanın kendisi de değerlendiriliyor. Kaliteli bir ürün üretmek tek başına yeterli olmayabiliyor; kalite yönetim sistemi, dokümantasyon altyapısı ve izlenebilirlik kabiliyeti de en az ürün kadar önem taşıyor.

Firmalar nasıl değerlendiriliyor?

Tedarikçi havuzlarında firmalar teknik, kalite, finansal ve kurumsal kriterlere göre değerlendiriliyor ve belirli eşiklerin üzerinde performans gösterenlerle iletişime geçiliyor. Amaç yalnızca bugünkü ihtiyaçları karşılayacak firmaları belirlemek değil, uzun yıllar güvenilir şekilde çalışabilecek iş ortaklarını tespit etmek.

Önemli bir husus da sürecin dinamik olması. Tedarikçi havuzları belirli aralıklarla güncelleniyor ve yeni firmalar sisteme dâhil olabiliyor. Bu nedenle firmalarımızın “geç kaldık” düşüncesine kapılmadan kalite ve kurumsal altyapılarını geliştirmeye devam etmeleri büyük önem taşıyor.

Nükleerde kalite yaklaşımı diğer sektörlerden nasıl ayrılıyor?

Nükleer projelerde ürünün teknik şartları karşılaması yeterli değil; ürünün hangi hammaddeden üretildiğinin, hangi süreçlerden geçtiğinin ve hangi testlerden başarıyla çıktığının da eksiksiz kayıt altına alınması gerekiyor. Bir parçanın yıllar sonra dahi hangi malzemeden üretildiğinin gösterilebilmesi gerekebiliyor.

Bazı ürünlerde doğrulama daha da ileri seviyeye taşınabiliyor. Örneğin teknik spesifikasyonların Rus standartları olan GOST gereklilikleriyle uyumu inceleniyor; gerekli test ve analizler yapılarak uygunluk doğrulanıyor. Bunun ardından Türkiye’de ilgili süreçler işletilerek TSE tarafından uygunluk belgeleri düzenlenebiliyor.

Bu örnek, nükleer sektörde kalitenin yalnızca ürün kalitesiyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Tüm sürecin doğrulanabilir ve izlenebilir olması bekleniyor.

Nükleer projelerde tüm ürünler aynı seviyede mi değerlendiriliyor?

Hayır. Temel ayrım, ürün veya ekipmanın nükleer güvenlik üzerindeki etkisine göre yapılan güvenlik sınıflandırması. Nükleer Güvenlik Sınıfı 1, 2 ve 3 kapsamındaki ekipmanlarda çok daha sıkı gereklilikler uygulanıyor; ilave imalatçı onayları, özel kalite güvence süreçleri ve daha yoğun denetimler söz konusu olabiliyor.

Ancak burada önemli bir yanlış algıyı düzeltmek gerekiyor. Nükleer projelerde kullanılan her ürün en yüksek güvenlik sınıfında değil. Proje hacminin önemli bir bölümü, güvenlik sınıfı dışında kalan veya daha düşük risk seviyesinde değerlendirilen ürün ve hizmetlerden oluşuyor.

Yerli sanayi için fırsat sunan başlıca ürün grupları şunlar:

  • Çelik konstrüksiyonlar ve kablo tavaları
  • Boru destek sistemleri ve bağlantı elemanları
  • İzolasyon malzemeleri ve boya sistemleri
  • Havalandırma ve yardımcı tesis ekipmanları
  • İnşaat malzemeleri ile mekanik-elektrik altyapı bileşenleri

Bu nedenle firmalarımızın “nükleer sektör yalnızca çok ileri teknoloji üreten şirketlerin alanıdır” düşüncesine kapılmaması gerekiyor. Önemli olan, faaliyet gösterilen ürün grubunun hangi güvenlik sınıfında değerlendirildiğini doğru anlamak ve buna uygun kalite altyapısını oluşturmak.

NÜKSAK, tedarikçi olmak isteyen firmalara nasıl katkı sağlıyor?

Ankara Sanayi Odası Nükleer Sanayi Kümelenmesi (NÜKSAK), yerli sanayinin teknik kapasitesini artırmak, firmaların nükleer kalite standartlarına uyumunu desteklemek ve ulusal/uluslararası tedarik zincirlerine entegrasyonunu sağlamak amacıyla faaliyet yürütüyor.

Üyelere yönelik eğitim, danışmanlık ve belgelendirme hizmetleri sağlanıyor. Önceki dönemde bu hizmetler için KDV hariç tutarın %50’si oranında destek verilirken, yeni dönemde destek oranı %70’e yükseltildi.

Belgelendirme kapsamında firmaların Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) tarafından verilen İmalatçı Onay Belgesi süreçlerine hazırlanmaları da destekleniyor. Bu belge, özellikle nükleer güvenlik açısından önemli ekipmanların üretiminde yer almak isteyen imalatçılar için kritik bir yetkinlik göstergesi. Başvuru sürecinde firmaların kalite yönetim sistemleri, teknik altyapıları, üretim süreçleri, personel yetkinlikleri, test ve muayene kabiliyetleri ile izlenebilirlik ve dokümantasyon altyapıları detaylı şekilde değerlendiriliyor.

Bu çalışmalar kapsamında Ay-Yıldız Sac Profil, Berdan Cıvata A.Ş., EAE Elektrik, KM Kümsan Vinç Sistemleri, MİM Mühendislik, Sintek Makine, Systemair HSK, Telefoncular Çelik, Vatan Kablo, Bayramoğlu Endüstriyel Çelik ve Aydıner İnşaat gibi firmaların hazırlık süreçlerine destek verildi.

NÜKSAK ayrıca üyelerine uluslararası görünürlük sunuyor. Rusya, Birleşik Krallık, Güney Kore, Çekya ve Fransa ile imzalanan mutabakat zabıtları sayesinde üyelerin yetkinlikleri uluslararası paydaşlara tanıtılıyor. NÜKSAK’ın Rosatom tarafından tanınması ve kümelenmenin yürütücüsü olan Ankara Sanayi Odası’nın, Türkiye’nin en büyük nükleer enerji etkinliklerinden biri olan Nükleer Santraller Zirvesi ve Fuarı’nın (NPPES) organizatörleri arasında yer alması da üyelere doğrudan temas ve iş birliği imkânı sağlıyor.

Gelecekteki projeler için firmalar şimdi ne yapmalı?

Önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan yeni nükleer enerji projeleri ve Küçük Modüler Reaktör (SMR) yatırımları dikkate alındığında, firmalarımızın hazırlıklara bugünden başlamasının büyük önem taşıdığını belirten Özcan, öncelikle kalite yönetim sistemlerinin güçlendirilmesi, mevcut sertifikaların güncel tutulması ve üretim süreçlerinde izlenebilirlik altyapısının oluşturulması gerektiğini vurguladı. Nükleer sektörde yalnızca kaliteli üretim yapmanın değil, bu kaliteyi kayıt altına almanın ve gerektiğinde ispatlayabilmenin de kritik önem taşıdığını ifade etti.

Firmaların teknik yetkinliklerini, üretim kapasitelerini ve referans projelerini düzenli olarak güncellemeleri, tedarikçi veri tabanlarında görünür olmaları ve sektördeki gelişmeleri yakından takip etmeleri gerektiğini belirten Özcan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde oluşturulan NETBİS sistemi gibi platformların yerli firmaların görünürlüğünü artırabilecek önemli araçlar arasında yer aldığını söyledi. Bu tür sistemlerde güncel ve doğru bilgilerle yer almanın, gelecekteki projelerde potansiyel tedarikçi olarak değerlendirilme imkânını artıracağını kaydetti.

Nükleer sektöre hazırlığın, bir ihale duyurulduğunda başlanacak bir süreç olmadığının altını çizen Özcan, “Kalite kültürü, dokümantasyon altyapısı, izlenebilirlik sistemleri ve kurumsal yetkinlikler zaman içinde geliştirilir. Bu nedenle hazırlıklara ne kadar erken başlanırsa, gelecekte ortaya çıkacak fırsatlardan yararlanma ihtimali de o kadar yüksek olacaktır” dedi.

Bu alanda yapılacak yatırımların yalnızca nükleer projeler açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Özcan, nükleer sektörün talep ettiği kalite ve yönetim anlayışının; savunma sanayii, havacılık ve benzeri yüksek teknoloji gerektiren sektörlerde de önemli avantajlar sağladığını ifade etti. Dolayısıyla nükleere hazırlık sürecinin, firmaların genel rekabet gücünü artıran, yeni pazarlara erişimini kolaylaştıran ve uzun vadeli kurumsal kapasite oluşturan stratejik bir dönüşüm fırsatı olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

Özcan son olarak, nükleer projelerde yalnızca büyük ölçekli teknoloji şirketlerine değil, kablodan civataya kadar binlerce farklı ürün grubunda yerli sanayiye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, bu çeşitliliğin çok sayıda Türk firması için önemli fırsatlar barındırdığını sözlerine ekledi.

Mehmet Özcan NÜKSAK Röportajı